Haybun nedir?

Japon edebiyat terimlerinden haybun’un ne demek olduğunu beraber öğrenelim.

Haybun’a haikai yazıları da denir. Nesir şiir ile haiku’yu (bir şiir biçimi) birleştiren (prosimetrik) Japon edebi biçimidir. Haybun’un geniş yelpazesi  otobiyografi, günlük, makale, nesir şiiri, kısa öykü ve seyahat günlüğünü içine almaktadır.

Tarihçesi:

“Haybun” tabiri, ilk kez 17. yüzyıl Japon şairi Matsuo Başo (1644 – 1694) tarafından 1690’da öğrencisi Kyorai’ye gönderdiği bir mektupta kullanılmıştır. Başo, haybun’un önde gelen kullanıcısıydı. O zaman klasik prototipleri, günlük dil, Çin nesir türlerini birleştiren yeni bir tür oldu. Başo çeşitli yolculuklarında seyahat notlarını  haybun olarak yazdı ve bunlar içinde en meşhuru “Oku no Hosomiçi”(içeri dar yol) ‘dur. Ayrıca klasik yazarlardan haybun’u seyahat yazılarında kullanlar vardır.

Başo’un daha kısa haybun eserleri arasında, seyahat etmeye ayrılmış kompozisyonlar ve bazı karakter eskizleri, peyzaj sahneleri, anekdot vinyetleri ve arasıra belirli bir müşteriyi veya olayı onurlandırmak için yazıları yer alıyor.

Başo bu tarzda tek kişi değildir. Başo’nun öncülleri üçlüklerine giriş yazısı , koleksiyonlarına önsöz, günlükler ve mektuplarda bu tarzı kullanmışlardır.

Haybun haikai şiirinin sadelik ve kısalığını, bazı karanlık duygularını, zengin çağrışım ve birleşimleri ile haiku’nun bir çok gramer özelliğini almıştır.

Başo’ya göre bir haybun aşağıdaki kriterleri karşılamalıdır:

-Yüksek bir zeka içermesine gerek yoktur fakat spontane deneyimden oluşmalıdır,
-Kapalı bir genel kavrama sahip olmalı ve kesin olmamalıdır,-Özlü ve basit bir stile sahip olmalı,
-Mecazların kullanımı ve geçmiş şairlerin, bilginlerin, keşişlerin düşünce imgelerinin kullanılması temel bir üslup aracı olarak kabul edilir,
-Yankılanma, gerçekçilik, var olma ve fanilik, “yalnızlık” vb. gibi bir haiku içeriğini belirleyen tüm sanatsal teorik gereklilikler.

Oku no Hosomiçi

Aylar ve günler sonsuzluğun yolcuları. Gelen ve giden yıllarda da seyyahlar. Hayatları gemilerde akıp giden veya eski önde gelen atları yetiştiren insanlar sonsuza kadar yolculuk eder ve evleri seyahatlerinin götürdüğü neresiyse orada bulunur. Yaşlı insanların çoğu yolda öldüler ve ben de uzun yıllar boyunca dolaşımın sınırsız düşüncelerine rüzgârla sürüklenen yalnız bir bulut ile karıştırıldık.
Geçen sene sahil boyunca dolaştım. Sonbaharda nehirdeki yazlığıma geri döndüm ve kuruntulardan uzaklaştım. Yavaş yavaş yıl sona erdi. İlkbahar geldiğinde ve havada sis varsa, Shirakawa’nın Engelini Oku’ya geçmeyi düşündüm. Yolculuk tutkusu’nun ruhları bana sahipmiş gibi görünüyordu ve hepsi de beni duygularımdan mahrum etti. Yolun koruyucu ruhları işaretlendi ve işe kendimi veremedim.
Yırtık pantolonlarımı yamadım ve bambu şapkasındaki kordonu değiştirdim. Yolculuk için bacaklarımı güçlendirmek için bacağımda moxa yaktım. O zamana kadar Matsushima’daki aydan başka bir şey düşünemedim. Yazlığımı satıp yolculuğuma başlayana kadar Sampu’nun vilasına taşındığım zaman, bu şiiri kulübemdeki bir sütuna  asdım:

Kamıştan bir kulübe bile
Yeni bir sahiple değişebilir
Bir bebeğin evine.